21.04.2018,08:26
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Milli Mücadelenin Gazi Tulumları!
İzmit Karasu’da çekilmiş Milli Mücadelede fotoğrafı düştü önüme. Önlerinde tulum! Fotoğrafa damgasını vuran bu tulum resimdeki kahramanların Rizeli olduğunu belgeliyor. O bir Gazi Tulum’dur.

Rizeli Kuvayi Milliye kahramanlarımızın özellikle Şark Cephesinde nasıl varlık gösterdiklerine dair her gün yeni bilgiler düşüyor önüme. Miralay Arif Beyin “Şark Harekat ve Muzafferiyatı” dediği o mücadelenin önemli iki kahramanı Mehmet Necati Memişoğlu ile Süleyman Asaf Mercan’ın yakın arkadaşlığı, her ikisinin de Karasu Cephesinde “Emicesi” olan İpsiz Recep Reis ile olan silah arkadaşlıkları bir destan gibi yazılmayı bekliyor.

Öncelikle onlara saygılarımı ifade için Nazmi Eroğlu’nun “Atatürk’ün Silah ve Okul Arkadaşı Miralay Mehmet Arif Bey” kitabına koyduğu önsözden ve Arif Beyin kendi önsözünden iki paragrafı buraya almak istiyorum.

“Nihayet, ‘her şey bitti’ dendiği bir zamanda büyük bir şahlanışla elde kalan/tutulabilen toprakları yeniden vatan haline dönüştüren milletimin aziz şehit ve gazilerine, onlara komuta eden büyük insanlara –özellikle isimleri ve hizmetleri unutulmuş/unutturulmuş olanlara- rahmet olsun.”

Nazmi Eroğlu -2014

İstiklâl Harbi’mizde mühim roller ifa etmiş olan şark harekât ve muzafferiyâtından kâfî derecede bahsedemediğimizden dolayı affımı istirhâm  ve bu vazîfeyi, daha ziyâde alâkadar bulunan arkadaşlara terk eylerim.

Miralay M.Arif (Finci)-1924

Şark Muzafferiyatının Rizeli iki simasını, Recep Emice ile  Asaf Mercan Beyi aynı fotoğrafta bulmak benim için ayrı bir heyecan oldu. Şark Muzafferiyatının üçüncü büyük siması Necati Memişoğlu ile beraber resimlerine rastlarım diye çok baktım, çıkmadı. Umudumu kesmeyeceğim.

Mehmet Necati Memişoğlu’nu yazmaya karar verdiğimde kuyuda iğne arayacağımı biliyordum. Daha önce okuduğum birkaç kitabı ve arşivlerdeki fotoğrafları yeniden taramakla işe başladım. Bu kez daha önce gözümden kaçanları görmeye başladım ve Nazmi Eroğlu’nun kitabından unutturulmuş kahramanlarımıza rahmet dilediği yukarıdaki önsözünde onun varlığını yürekten hissettim.

Necati Memişoğlu’nun bir fotoğrafını internetten aldım, diğer vesikalık fotoğrafını ise kızından olan torunu Hakan Memişoğlu’dan rica ettim, aile albümünden üzerinde DEDEM yazan kalpaklı resmini gönderdi (Eylül 2017). Kendisine teşekkür teşekkür ediyorum.

İstiklâl Madalyalı Mehmet Necati Memişoğlu

Doğum tarihi: 1878, Rize/Çamlıhemşin /Çinçiva (Şenyuva Yaylaköyü)

Ölüm tarihi: 6 Mart 1959, Ankara Numune Hastanesi.

Ebedi istirahatgâhı: Cebeci Asri Mezarlık- Ankara

İstiklal Mücadelesine katıldığı cepheler

*1914 Kafkas Cephesinde Ruslara karşı,

*1918 Batum ve Kars’ta İngiliz işgaline karşı, Kars Cumhuriyetinin Kuruluşunda

*1918  Batum’da Sedayi Millet gazetesi,  Ardahan Kongresi

*23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresinde Rize temsilcisi ve Mustafa Kemal ile birlikte program encümen üyesi.

*23 Nisan 1920 Kurucu Mecliste Lazistan (Rize - Artvin) Mebusu,

Mebusken İzmit Karasu’da savaştı, cepheye Rize’den milis kuvvet topladı.

*26 Mart -21 Haziran 1921 İzmit Karasu’da Yunan-İngiliz işgaline karşı savaştı.

Karasu’ya gitmek üzere Rize Portakallık sahilinde toplanan milis kuvvetin içinde Necati Memişoğlu’nun yakın akrabaları vardı. Bunlardan İzmir mahkeme dosyasında adı geçenler; kardeşleri Hasan Tahsin, Hüseyin, kayınbiraderi Hasan Rıza, yeğeni Mustafa. (Kaynak: Nazmi Eroğlu, Atatürk’ün Okul ve Silah Arkadaşı Miralay Mehmed Ârif Bey, s.191, Yeditepe Yay. 2014)

Necati Bey, Karasu’da Yunan askerinin elindeki topu ele geçirdiği zaman aralarında topu kullanmasını bilen yoktu. Necati Memişoğlu’nun yakın arkadaşı olan Çanakkale kahramanı Rizeli Topçu Yüzbaşı Süleyman Asaf (Mercan/Koratacı) Beyi Karasu’ya çağırma kararı aldı ve oğlu Asaf’ı Karasu’ya göndermesi için Recep Emice’nin imzasıyla İstanbul’da tabur imamı olan Galip Mercan Beye rica mektubu gönderdi. Topçu Yüzbaşı Asaf Bey’in katılımıyla Karasu mücadelesi kesin zafere ulaştı.

Kars’ın işgalden kurtarılması sırasında başlayan dostlukları Karasu’da devam etti. Necati Memişoğlu ile Asaf  Mercan’ın yakın dostluğu Dumlupınar’da Asaf Bey şehit olana kadar fiilen devam etti.

…     

Kars’tan Dumlupınar’a silah arkadaşlığı…

1918 Kars Cumhuriyeti Delegeleri fotoğrafında Necati Bey yoktur,  ancak iki yakın dostu Recep Emice ve Süleyman Asaf en önde protokoldedir.   Aşağıda 1918 Kars fotoğrafında önde, elleri dizlerinde tipik oturuşuyla Recep Reis ve onun omuzu üzerinde uzun boylu subay elbiseli kalpaklı Asaf Bey.

          

Bugün Rize’de Necati Memişoğlu ile birlikte savaşa giden yakın akrabaları da kendi torunlarına  Recep ve  Asaf adı  vermeye devam  etmektedirler.  Kendilerine onun torunlarıyız diyen  Rize Andon’da çokça Memişoğlu ailesi vardır. (Ağustos 2017)

Ailede çok sayıda yeğen (torun),  emmoğlu, dayıoğlu cepheye gittiği için, onların torunları da kendilerini Necati Memişoğlu’nun torunu kabul etmektedirler. Kaldı ki Rize kültüründe “torun” demek, büyük ailenin tüm çocukları demektir, keza torunlar da “dedemiz” derken ailedeki büyük dedelerin hepsini kendi dedesi olarak anlatır. Bu geleneksel kavram farkı kimi tarihçileri şaşırtabilmektedir.

Aşağıda, Karasu cephesinden bir zafer hatırası görüyorsunuz.  Fotoğrafa damgasını vuran tulum bu kahramanların nereli olduklarını söylüyor. Her ne kadar isimleri not düşülmemiş olsa da, ayaktakilerden sağdan 2.kişiyi ben şahsen Necati Memişoğlu’na benzetiyorum. Bu resimde Memişoğlu ailesinden birçok kahramanın daha bulunması muhtemeldir.  

Tulum aşkıyla vatan aşkı birleştiğinde böyle zafer fotoğrafları girer tarihe!

Fotoğraftaki tulum, Rize Portakallık mahallesinde toplanan milislerle birlikte cepheye gitmiş ve orada kahramanlarımıza nefesiyle hayat vermiştir. Bu nedenle o da gazidir, Gazi Tulum’dur.

Anımsayalım, Karasu savaşı tamamen Necati Memişoğlu ve Recep Emice’nin Rize ve civarından topladığı milis kuvvetleriyle, İpsiz Recep Emice’nin komutasında kazanılmıştır. Recep Reis’in anıt mezarı Karasu’dadır. Necati Memişoğlu’na İstiklâl Madalyası verilirken bir de Karasu’da geniş çiftlik arazisi armağan edilmiştir. Benzer şekilde çok sayıda Rizeli milis askere Karasu’da ev ve toprak hediye edilmiştir

 23 Ağustos 1921 – 13 Eylül 1921 Sakarya (Eskişehir) Savaşında

Sakarya cephesinde siperde çekilmiş nadir fotoğraflardan birine rastladım. Gözümüz tanıdık birini görür gibi oluyor!                         

             

Necati Bey’in Asaf Bey ile yakın arkadaşlığı Sakarya savaşında devam etti. İlk birlikte mücadele verdikleri cephe 1918 Kars’tır.  Sonra, Karasu, daha sonra Sakarya ve Dumlupınar muharebelerinde birlikte en ön safta yan yana döğüştüler.

Sakarya’da Atatürk Miralay Mehmed Arif Beyin savaş hazırlıklarını teftiş gezisinde:

İngilizlerin büyük öfkesi; Malta’dan denizaltıyla kaçırılan Kars Parlamenterleri…

İstanbul’un 1918 İngiliz işgalinde, Batum’a asker çıkartan İngilizler işgal ettikleri Kars ve civarından çok sayıda parlamenteri esir alarak Batum limanından gemilerle Malta’ya götürüp kaleye hapsetti. Mondros silah bırakma anlaşmasını kabul etmeyen, silahlarını vermeyerek direnmeyi karar alan Kars Elviyei Selase parlamenterlerini ilk önce esir aldılar. Karabekir Paşa buna misilleme olarak Erzurum İngiliz yüksek komiseri General Ravlington’u esir aldı. (Daha sonra Malta esirleriyle takas edilmiştir.)

Malta’dan bir denizaltıyla Karadenizli denizcilerimiz 18 parlamenteri kurtardılar. Bu olay çok az bilinir, çünkü İstanbul işgal altındayken bu haberlere sansür vardı. 18 parlamenterin adadan denizaltıyla kurtarılması büyük bir cesaret ve akıl işiydi. Denizaltı Odesa limanından hareket etmiş, kaptanı Karadenizli Süleyman Kaptan… Bir tek kaptanla bu denizaltı yüzdürülemezdi elbette, ekibi vardı. Ve dahası, bu bir uluslar arası kurtarma operasyonuydu, İngilizler şok yaşadı. Bu kaçışın öyküsü ilk defa Malta sürgünü Aka Gündüz’ün 1932’de yayınlanmış röportajıyla basında yer aldı. (Eğitim Küresel Piyasaya Teslim kitabıma Tarih Kitaplarında Yer Almayanlar başlığı altında kaçış öyküsünü Aka Gündüz’den alarak koydum.)

Miralay Mehmed Arif Bey’in İngilizler’e göre pek çok suçu vardı. Karabekir Paşa tarafından Bakü Türk Kurultayına gönderilen 225 kişilik heyetin başındaki 5 kişiden biriydi. Sultan Galiyef ile o toplantı sırasında görüşülen konulardan biri muhtemelen Kars parlamenterlerinin adadan kaçırılması olmuştur. Çünkü denizaltının kalktığı liman Odessa olarak geçiyor ve anlaşılan Rus denizaltısıdır.

İngiliz krallığı o yenilgiyi hiç unutmadı.  İçimden bir ses bana “İzmir kumpası Malta’nın ve Kars’ın rövanşıdır” diye fısıldar. Şark Muzafferiyatında Necati Bey’in büyük payı vardır. İzmir Mahkeme dosyasındaki şu isimlere bakar mısınız;

Kazım Karabekir, Necati Memişoğlu ve dört yeğeni, Miralay M.Arif (Finci)…

Arif Bey ile ilgili az bilinen bir ek daha yapayım. Beykoz Ormanı (Parkı) ona aitti, Riva’ya açılır ve bu arazi Sarıyer’den Anadolu’ya gidişin gizli yoluydu. İşgal askerlerine yakalanmadan Karadeniz’e gitmek için en uygun yol buydu. Bu arazi Sultan Reşat’ın Arif Bey’e damatlık hediyesiydi, çünkü kızıyla evliydi. Bu orman bir anlamda Sultan Reşat’ın Kuvvacılara hediyesiydi. Belirtmeliyim; Sultan Reşat’ın bütün kızları işgal altında Teşkilatı Mahsusaya çalışmışlardır.

Arif Bey neden İngilizleri bu kadar öfkelendirdi diye bakarsak, görürüz ki Sakarya’dan sonra Büyük Taarruzda da Atatürk ile birlikte komuta merkezindedir. Daha neler yapmadı ki, Eskişehir halkından Sıhhiye taburu hazırladı, yaralıları anında cepheden uzaklaştıracak demiryolunu döşetti… Yani savaş hazırlıklarının tüm ayrıntılarında o vardı.  Fotoğraflar da bunu söylüyor.

Büyük Taarruza saatler kala Atatürk, Arif Bey, yerde Voroşilov.

Sağdaki subayın kim olduğu hep tartışılmıştır, ancak ben artık Arif dedemi nerde görsem tanıyabiliyorum. Aynı sahra dürbünü önünde resmi var, kaynaklar ise o resmi Sakarya Cephesi olarak vermektedir, yanıltıcıdır. Çünkü bu malzemeler ve yeni giysiler Sovyet Rusya’dan Büyük Taarruz’a hazırlanırken gelmişti ve onları getirenler de Karadenizliydi, Çiçerin ile bu görüşmeleri yapan Lazistan mebusu Osman Bey de.

           

Malta’dan denizaltıyla kaçış destanı…

Malta’dan tutuklu kurtarma operasyonu hiçbir yerde haber edilmedi; İngilizler kendi hezimetlerini göstereceği için Malta’dan kaçış haberine büyük sansür uyguladılar. Karasu’da Yunan askerlerinin yaptığı soykırım haberleri de sansürlüydü. (Kaynak; 1.Aka Gündüz “Malta’dan Kaçış”, 2.Bilge Crisis “İşgal Altında İstanbul”)

Malta’dan denizaltıyla adam kaçıran korkusuz kaptanlar ve cesur gemici uşakları çok doğaldır ki Rizeli olacaktı. İngiliz hükümeti bu yenilginin rövanşını İzmir kumpas davasını tezgâhlayarak almış olmalı diye düşünüyorum. Hele de Kayseri Talas’ta bekletilen esir İngiliz komiserlerini Lozan görüşmeleri sırasında salıvermeyip, pazarlık için bekleten Arif Bey “Gemilerinizi alıp İstanbul’dan defolup gitmezseniz esirlerinizi vermeyeceğim” dedikten sonra…

Malta’dan kaçışın organizasyonu bir sır olarak tarihe karıştı. Ancak torunlarının anlatmasına göre o denizaltıyla İtalya’ya çıkanlardan biri İslampaşalı Harun Tiryaki dedenin yeğeniydi. Perişan halde yürüyerek İstanbul’a kadar geldiği anlatılır. Anımsatayım, Kuvayi Milliyeye ellibeş sefer eden Dursun Kaptan yeğenidir. Anlatılır; Harun Tiryaki dede ileri yaşına rağmen Sakarya’ya oğlu Zekeriya’yı ve yeğenlerini yanına alarak gitmiş, “yaşlısın bu koşullara dayanamazsın” diyerek onu ikna edip geri göndermişler.

Malta’dan kaçış olayında bir Karadenizli Süleyman Kaptan adı var, tahtelbahir yolda arıza yapmış, gemiye alabilecekleri adam sayısı yarıya düşmüş, personeli azaltmak zorunda kalmışlar, bunları biliyoruz, ancak başka isim yok. Tek kaynak Aka Gündüz, kaçışı anlatan yazısında İngiliz gizli servislerine malzeme vermemek için başka isim vermedi.

Rize’de Andon-Haldoz ninelerinin unutulmaya yüz tutan izleri…

Necati Memişoğlu’nun iki yakın arkadaşının da Rize Portakallık sahilinden olması çok da tesadüf değildir. Bu sahilden savaşa giden kahramanlar zaten amcaoğlu, dayıoğlu, halaoğlu şeklinde hepsi birbiriyle akrabadır. Bu mahallenin anaları, kendi oğullarıyla birlikte cepheye gitmek üzere Hemşin’den Andon’dan Portakallık sahiline buluşmaya gelen milislerin de anası oldular ve milli mücadele bittikten sonra da bağlarını devam ettirdiler. Bu güzel sosyal dayanışma olgusu millet olma kültürümüzün nerden kaynaklandığını da göstermek bakımından önemlidir.

….

Milli Mücadelede silah arkadaşlığı…

1918 Kars Cumhuriyeti Delegelerinin hatıra fotoğrafında, solda elleri dizlerinde oturan Recep Emice ve hemen arkasında ayakta duran Osmanlı Ordusunda eğitim görmüş Yüzbaşı S.Asaf Mercan’dır.

Necati Bey, bir bacağını Sakarya’da bırakan Asaf Bey’in hep yanındaydı. Asaf beye fiilen verdiği destekledir ki Asaf Bey Dumlupınar’ın da efsane topçusu oldu. Hani ünlü sözdür, “Yüreği yılmadan düşen, dizleri üstünde de savaşmayı sürdürür” Asaf Bey için söylenmiş gibidir. İkisi bir can gibiydi, birlikte destan yazdılar.

Dumlupınar’da Asaf Bey düşman ateşiyle ölümcül yara aldığında Necati Bey’in onu kucaklayıp sıhhiye çadırına taşıdığını hayal edebiliyorum. İkisinin can yoldaşlığının izlerini ailede torunlarına verdikleri isimlerde de görüyoruz. Necati Memişoğlu’nun iki torunu Asaf ile Recep, şehit Asaf Mercan’ın torunları Necati ile Asaf adları var.  

Batum’un kurtarılmasında Rizeliler

Batum’un İngiliz işgalini, tarihçi A.Ender Gökdemir, Atatürk Araştırmaları Merkezi yayını “Cenûb-i Garbî Kafkas Hükümeti” adlı kitabından okuyalım. (s.77)

“İngilizler, 1 Aralık 1918 tarihinde Batum’a bir kruvazör ve iki torpidodan oluşan bir filo göndermişlerdi. Bunların maksadları bir ön araştırma yapmaktı. Daha sonra 24 Aralık 1918’de 7000 kişilik bir askeri kuvvet çıkararak, Batum’u işgâl etmişlerdir. İngiliz işgal kuvvetleri, işe önce Türk Bayrağı’nı indirmekle başlayıp daha sonra şehrin askerî ve mülkî idaresine el koydular.”

Sayfa 80’de 2. Ardahan Kongresi (7-9 Ocak 1919), başlıklı bölümden.

“…1.Ardahan Kongresinde alınan kararlar aynen geçerlidir.” 

İşaret edilen madde şudur:  “Devletimize İngilizler’in dikte ettirdiği Mondros Mütarekesi şartlarını, çeşitli sebep ve bahanelerle tatbik ettirmemek.  Eldeki silahları teslim etmek şöyle dursun, düşmanlarla çarpışarak yeniden silahlanmak için her çareye başvurmak.”

 “… İlk kongreye katılan sekiz şahsa ilaveten, Milli Şura Hükümeti temsilcisi 12 kişi daha katılmıştır. İlk alınan kararlarda mutabakata varıldığı gibi, aralarında iş bölümü yapacaklarına dair söz verip ayrılmışlardır.”

Gelelim iş bölümünde söz edilen Batum’da çıkartılacak olan “Sadâ-yi Millet” gazetesine.  Biz Necati Bey’in özgeçmişinden biliyoruz ki bu gazeteyi çıkaran bizzat kendisidir. Öyleyse, her ne kadar adı delegeler içinde geçmiyorsa da, anlıyoruz ki Kars Milli Şûra delegesidir ve belli ki adı sansürlenmiştir.

Cenubi Garbi Kafkas Hükümeti kendisini tanıtmak ve Paris Barış Konferansına katılıp davasını dünya milletleri önünde anlatmak üzere, 11 Nisan 1919 tarihinde İstanbul Emperyal Otel’inde yapılan konferansa gönderdiği yedi kişilik heyette Asaf Bey de vardı. ( S.125)

Bu bağlamda İzmir mahkemesinde Necati Beyin Ardahan mebusu olan arkadaşı Hilmi Bey de vardır. İngiliz intikam tugayları Hilmi Bey’i bu kongreyi toplamadığı için sanık yapmış olabilir.  

Şimdi gelelim Zekeriye Tiryaki Bey’in Batum’un kurtarılmasında Gürcü kaynaklarında yer alan kahramanlığına; havai fişekler patlatarak düşmanı şaşırtmış, onlar ne olduğunu anlayana kadar kaleye tırmanarak İngilizlerin bayrağını indirip Türk Bayrağını geri aynı direğe çekmiştir. (Zekeriya Tiryakinin torunu Mustafa Tiryaki’den naklen. Temmuz 1917)

Adının sansürlenmiş olacağını da düşünerek, belirtmeliyim ki, Mehmet Necati Memişoğlu,  Arapça ve Farsça da bilen bir hafızdı ve askere şevk vermek üzere Kars İslam Ordusunda tabur imamlığına talip olduğu için bazı kaynaklarda adı Hafız Mehmed olarak geçmektedir.

Memişoğlu-Mercan aile bağları devam etti…

Aile ziyaretlerinin 1960’larda devam ettiğinin görgü tanığıyım.

Rize’de Mercan ailesiyle komşuyuz. 1960’larda, Mercan ailesinden  Andon’a, Andon’daki Memişoğlu ailesinden İslampaşa’ya misafir gelip gidilirdi. Küçük torun Asaf’ın babası İhsan amca Andon’a gittiği zaman Ilıca suyu getirir, bize de verirdi. Bir seferinde Andon’dan iki tane süs çamı getirdi, birini anneme verdi, onu avlumuza diktik, 2010 yılında bahçemize apartman yapılana kadar hep ordaydı. O zamanlar hiç birimiz bilmiyorduk, şimdi diyebiliyorum ki o çam Asaf Mercan ile Necati Memişoğlu’dan bize, Sakarya Meydan Savaşının cephe komutanlarından Miralay Mehmet Arif (Finci) Bey’in torunlarına, çok özel yollarla gönderilmiş bir armağandı!..

Andonlu ninelerimiz de oldu…

Ben küçükken bizim mahalleye senede bir kere gelip iki hafta misafir kalan Andonlu ninelerimiz vardı. Kış başlamadan gelirlerdi. Yün çorap, tereyağı, minci vs hediye getirirlerdi. Şimdi düşünüyorum, sanki o nineler Necati Memişoğlu’nun çağrısına uyarak oğullarını Portakallık’taki Kuvayi Milliye buluşmasına sahile göndermişler, onlar da bu mahallede oğullarını konuk edenleri her yıl ziyaret etmeyi borç bilmişler gibi.

Atatürk 1924’de Rize’ye geldiğinde…

Atatürk Rize Sahil Müfrezesinin kaynağı olan Portakallık ve İslampaşa mahallelerini de gezdi,  ziyaret etti.  Mataracı Mehmet Efendi’nin evinde kaldı, bunu herkes biliyor. Ancak canlı kaynaklardan öğrendiğime göre, Miralay Arif Beyin kuzeninin Portakallık’taki bahçelerine, İpsiz Recep Emice’nin asker topladığı kavağın yalısına, Tiryaki ve Mercan dedelerin mahallesi olan İslampaşa’ya ziyaret yapmışlar,  bir akşam Yanbeyoğlu Hüseyin ağanın evinde kalmış ve o evde onu görmeye giden çocuklar bunu torunlarına anlatırlarmış.

Atatürk Rize’deyken kendisine  teklif edilen “Hemşehrilik” teklifini de sevinçle kabul etmiştir. Bu onur, Rizeli kahramanlarımıza verilmiş ödüldür.

Necati Memişoğlu ile Miralay Arif Beyin ortak kaderi…

Atatürk’ün 1924 Rize gezisinde yanında bulunanlarda Miralay Arif (Finci) Bey Harp Okulundan beri Atatürk’ün arkadaşıydı, Anafartalarda Conk Bayırında birlikte fotoğrafları var. Topçu Asaf Bey Çanakkale’de genç teğmendi, esir aldığı İngiliz topuyla hatıra fotoğrafı var. Atatürk gibi onlar da kendilerini Çanakkale’de ispatlamış kahramanlardı.

 Arif Bey ile Necati Bey harbin sonunda kendilerini İzmir mahkemesinde sanık olarak buldular. Eğer şehit olmasaydı eminim Asaf Bey de o davada sanık olacaktı. Sen misin Çanakkale’de ganimet aldığın İngiliz topuyla hatıra resim çektiren!

Necati Bey ile Arif Bey birçok cephede beraber oldukları gibi, 2.Meclis’te muhalefet grubunda da beraberdiler. Arif Bey Eskişehir mebusu olarak 2.mecliste görev yaparken Necati Bey Eskişehir’de ticaret işleri yaptı, lokanta açtı. Son beraberlikleri talihsiz İzmir mahkemesinde oldu.

Bu dava, tıpkı 2010’larda Recep Emice’nin torunu Emin Gürses’in de yargılandığı Ergenekon davası gibi, Balyoz davası gibi, vatanseverlerin tasfiyesi için tertiplenmiş bir davaydı.  Ortada hiçbir suikast girişimi yokken, sadece bir delikanlının aklından geçirdiği niyetinden ibaret olan bir iddiayla çok sayıda İstiklal Madalyalı kahramanımız devlet kadrolarından uzaklaştırıldı, sürüldü, susturuldu, korku toplumu yaratıldı. Kazım Karabekir Şark Zaferini yazmak istedi, ki o zaman İngilizlerin şarkta yaşadıkları hezimeti belgelemiş olacaktı, ev hapsinde tutuldu. Arif Bey ise acele idam edildi. Necati Bey sürgün cezasıyla, Kazım Karabekir ev hapsiyle…

Tipik İngiliz intikam tugayı gibi çalıştı İzmir mahkemesi. Türk Devriminin en yürekli kadrolarına ilk tasfiye böyle yapıldı.   

Merak edenler için biraz daha açıklayayım; Meclis tatildeyken ve Atatürk yurt gezisindeyken oldu bunlar. İki hafta içinde olmuş bitmiş, üst mahkemeye itiraz hakkı da yokmuş, meclisin onayı olmaksızın idamlar hemen yapılmış. Dosyalar Atatürk’ün önüne geldiğinde çoktan idamlar yapılmıştı. Atatürk, dosyayı sonradan görmüş ve “mahkeme belgelere hiç bakmamış” demiştir. Arif Bey’in mezarını ziyaret etmiş, ünlü mezar başı nutkunu ona söylemiştir:

“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat türkiye cumhuriyeti ilelebet pâyidâr kalacaktır.” 

Daha sonra 1930’da affedildiler, ama artık kahramanlar çoktan uzaklaştırılmış, küslükler artmıştı. 1933’e geldiğimizde Atatürk’ün etrafı bir hayli sarılmış haldeydi. Mason locasını 1935 de kapattığında bir sebebi mutlaka vardı. Atatürk eskiden güvendiği insanları yeniden yakınına almaya çalıştı. Örneğin, İzmir davasında adı geçenlerden yurt dışında kalarak davayı protesto eden Rauf Orbay geri döndü, onu ve Arif Bey’in yeğeni Aka Gündüz’ü 1934 seçiminde meclise aldı. Necati Memişoğlu’na teklif etmiş de olabilir, ancak daha sonra CHP’ye küslüğünü DP’yi destekleyerek belli ettiğini görüyoruz.

Atatürk, İzmir mahkemesinde mağdur edilenleri meclise alarak kendine güvenlik çemberi oluşturmak istemiş gibidir. 1935’de Mason locasını kapatmış olması manidardır. 1936’da Kral Edward İstanbul’a gelmiş, Filistin’de İsrail devleti kuracaklarını buna engel olmamasını Atatürk’e söylemiş, “Buna asla izin vermem” cevabını alıp gitmişti. Ancak Atatürk İngilizlerin niyetinin kati olduğunu görmüş, Filistin cephesinde Yahudi kadın ajanların kurduğu NİLİ örgütünü anlatan kitabı subaylara dağıtmak üzere 40 bin bastırmış,  maalesef bu kitap bir el tarafından toplatılmıştır. Atatürk’ün etrafı anlıyoruz ki kuşatılmıştı. Örneğin, şair Nazım Hikmet Kuvayi Milliye Destanı yazdığı halde ve hatta Nazım’ın dayısı üst düzey bir subay olduğu halde, neden af edilmedi, nedeni bu kuşatmada aranmalıdır.

Kuvayi Milliyenin iki kahramanı aynı hastanede öldüler…

Necati Bey ve Asaf Bey…

Asaf Bey, Dumlupınar’da zaferden birkaç saat önce, savaşın en alevli anında ağır yaralandı,  Ankara Numune hastanesine getirildi, dört gün sonra burada şehit oldu.

Necati Bey, sürgün yeri Sinop’da uzun yıllar avukatlık yaptı, yaşlılığında Ankara Keçiören’e yerleşti. Hastalandığında kaldırıldığı Numune hastanesinde 6 Mart 1959 tarihinde öldü.

Ne tesadüftür ki Ankara Numune Hastanesi onun en yakın arkadaşı Topçu Yüzb.S.Asaf’ın da son nefesini verdikleri yerdi.

Rize Kuvayi Milliye Anıtı, 1923

İstiklal Harbine verdiğimiz desteğin nişanı olarak 1923’de Cumhuriyet Meydanına yapılan bu anıtın (resmin sol yanında) açılışı Kazım Karabekir Paşa tarafından yaptırılmıştır.  1923’de açılışı yapılmış olan bu anıt 1940’da ne olduysa oradan yok edildi.

İzmir davasında Karabekir Paşa da tutuklanmıştı. Anlatıldığına göre, mahkeme sırasında salonu dolduran milisler ayakta öylece duruyor, gözlerini karşıya dikmiş halde bekliyorlarmış. Mahkeme başkanı oturun diye birkaç defa uyarmış, oturmamışlar, sonunda Kazım Paşa ayağa kalkmış onlara yüzünü dönerek "oturun evlatlarım” demiş, sonra oturmuşlar. Mahkeme başkanı görmüş ki Paşanın itibarı devam ediyor.  Ona ve Necati Bey’e idam veremediklerinin sebebi salonu dolduran milisler oldu diye anlatılır.

Sanıklar arasında Necati Bey’in yeğenleri ve kardeşleri vardı, muhtemeldir mahkeme salonunu dolduran milisler de Rize’den onun yakınlarıydı. Böyle düşünmemize sebep var; aynı vakayla ilgili olarak o tarihte Rize’de hapse atılanlar oldu ve onların fotoğrafını çeken de sorgulandı, ilginç değil mi? (Bkz. Fotoğraflarla Rize Tarihi, F.Sultan Kar arşivi, internet sitesi)

Muhtemelen o askerler 1923 de şehrimize gelip anıt diken Karabekir Paşa’ya saygılarını sunmaya gittiler. Necati Memişoğlu’nun da aynı mahkemede sanık olduğunu düşünürsek, o gösteri aynı zamanda Necati Bey’e sahip çıkmak için yapılmıştır, nedeni belli. Ve, bence bu mahkeme aslında Kazım Karabekir’in Erzurum İngiliz komiseri general Ravlington’u esir almasının da rövanşıydı.

Anlaşılan Miralay Mehmet Arif (Finci) Bey ve Şarkın Muzaffer komutanı Kâzım Karabekir Paşa ve Necati Memişoğlu Bey ve onun cengâver torunları belli ki İngilizlerin gözünü çok korkuttular.

Son sözü tulum söylesin.

Tulumlar bir gün yine vatan aşkıyla çalar elbet!

Teşekkür:

Necati Memişoğlu’nun torununa ulaşmamı sağlayan Recep Koyuncu’ya ve Memişoğlu ailesinden Kuvayi Milliyeye katılmış diğer kardeşlerin Andon’daki torunlarına ulaşmamı sağlayan Yusuf Taylan’a teşekkür ediyorum.

Kaynak:

Ahmet Ender Gökdemir, “Cenûb-i Garbî Kafkas Hükümeti”, Atatürk Araştırmaları Merkezi Yay, Ankara 1998

Hilmi Yücebaş, “Bütün Cephelerile AKA GÜNDÜZ, Hayatı, Hâtıraları, Eserleri /Malta’dan Nasıl Kaçtılar?”, İstanbul 1959

Hüseyin Hakkı Kahveci, “Atatürk’ün Yasaklanan Kitabı”, Ulak Yay, 2017

Nazmi Erdoğan, “Atatürk’ün Okul ve Silah Arkadaşı Miralay Mehmet Arif Bey”, Hayatı Konuşmaları ve Eseri, Yeditepe Yay. Nisan 2014

http://chermesk.blogcu.com/mehmet-necati-memisoglu/4653105

http://listelist.com/kars-demokratik-cumhuriyeti/

www.sogutlu.bel.tr/milli_kahraman_halit_molla.php

http://www.kackar53.com/yoreden-haber/rize-meydan-projesi-seyh-ali-semerkandi-turbesi-ve-vefa-h11178.html

Mahiye Morgül  / Rize 


,


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

Bu Kategoride Son Eklenen Diğer Haberler
YazıYorum
Akın Ekici... Türkiye’ye gönül vermiş bir avukat. Ama aynı zamanda ressamlık özelliğiyle müthiş işlere imza atıyor.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
20 Mart akşamı ulusal kanallardan birinde yeni bir tarihi dizi başladı.
01 Mart 2018 Perşembe günü Kastanies-Pazarkule sınırı yakınında Türk topraklarına giren 2 Yunan askeri, bölgede devriye dolaşan Türk askerleri tarafından yakalanarak gözaltına alındı.
Cuma günü geldiğinde sosyal medya üzerinde bir “Hayırlı Cumalar” faslı sürüp gidiyor.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de, ülkeler arasında çıkan savaşların nedenleri araştırıldığında, asıl nedenlerin başında çıkar amaçlarının, yani ekonomik nedenlerin olduğu görülecektir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?